Mecburiyet

6 Responses

  1. alp dedi ki:

    filmi izlemediğim için tabii bilmiyorum aslında, sen genel üzerinden söylüyorsundur. ama bu kısa bölümü görünce “yenik düşen” hangisi acaba diyesim geldi.

    • Başkan malesef seni esefle kınıyorum. Yani JİN ve benzeri hayvanlar ölmesin gibi alt metinlerle politiklik yapmaya çalışan filmleri izle, Yusuf üçlemesi gibi insanın içine yolculuk yapan bir başyapıtı atlamış ol.

      Sahneye gelirsek, bir tarafın değil ikisinin birden yenilmişliğini gösteriyor; çıkışsızlığın, sıkışmışlığın halini gösteriyor bize. İzlediğimizde görüyoruz ki Yusuf kalıp, o abisi gibi madenlere girsede, başını alıp İstanbul’a gitse de, Ali Şeriati’nin dediği gibi zindanların en zorundan çıkmaya imkan bulamıyor.

  2. bedri dedi ki:

    filmi ne zaman izlemiş olduğumu bile hatırlamıyorum. ama bu kısmındaki netliğin kafamda şimdi daha fazla arttığını söyleyebilirim.

  3. sinan dedi ki:

    üçlemeyi köy-kasaba-metropol olarak mı okuyalım şimdi. galiba olur. ya da üretim tarzının pazara bağımlığının artması ile beraber yabancılaşmanın derinleşmesi olarak mı. bu da olabilir. ama bu sekans müthişti. yenik şairin yeraltına kaçışı..
    bir süre orda kalması gerekecek. zindandan çağrılacak sonra. hikayeyi öyle okumuştum ilk başta. şimdi tekrar mı düşünelim. kaplanoğlu’nun bilhassa psikanalitik darboğaza kendini kilitlemeden baba-anne-çocuk ilişkisini tartmasını sevmiştim ama bu sahneyi bu önsözle koydunuz ya tekrar düşüneyim.

  4. mustafa emin dedi ki:

    Kaplanoğlu sinemasına gereken ehemmiyeti gösterelim, özeleştirimizi verelim Sinan arqadaş. nihayetinde toplumsallıktan, sınıftan, siyasetten bağımsız bir sinema değil bu. tam da bu bağlılığın biçimsel sonuçlarıdır zaten üslubu. oradan okumak lazım.

  5. metap çıracı dedi ki:

    semih abi kusturicaya da tepki göstermeyi bilmişti

    http://www.ntvmsnbc.com/id/25140087/

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir